Nilay Öztürk’ün Mektubu

Baba,

Yine sıyrılamadım senden. Sıyrılamıyorum senden.

Bu durum beni ne kadar rahatsız etse de sürekli olarak insanlara senden bahsetmek istiyorum. İnsanları karşıma oturtup seni anlatmak, bizi anlatmak istiyorum. Hemen takınma o yukardan bakışlarını, alaycı gülüşünü. Seni anlatmak istiyorum; yaptığın her kötülüğü, attığın her kazığı, sende yoksun olan tüm sevgileri,onursuzluğunu, bencilliğini anlatmak istiyorum. Ama öyle öfkeyle de değil, sakince baba. Sakince, kabullenmişçe ama hala şaşkın, biraz da ‘ağlanacak haline gülercesine’ anlatmak istiyorum bir bir olanları. Hayatım boyunca ağlanacak halime güldüm zaten baba. Sen bilmezsin.

Sonunu getiremiyorum hiçbir şeyin. Şu aptal yazının bile sonunu getirme gücünü bulamıyorum kendimde. Ne önemi var ki diyorum.

Hayattaki tek düşmanım. Kim bilir üç yıldır ne yapıyorsun, kimlesin. 20 yıllık hayatım boyunca bana kötülük yapan tek insansın, sence de çok komik değil mi? Seninle yaşadığımız her şeyi toplasak trajikomik bir hikaye oluşturabiliriz baba. Mesela hala kendimi herkese sevdirme çabasında olduğumu söylesem güler misin? O zaman dur, daha komik bir şey var. En büyük isteğim insanların beni sevmesiyken, hayatımda bir sınıra kadar soktuğum insanların çoğu beni seviyorken; duygusal ilişkilerimde, sınırları aşmalarına izin verdiğim her erkeğin bir şekilde beni terk etmesine çok güleceksin. Hem de baba, tam da senin yaptığın gibi, sanki senden –yani işi ustasından öğrenmişler gibi bir anda, bana bir sebep sunamadan ve ya sunmadan, bir gün iyiyken, yanımdayken, ertesi gün yok oluyorlar. Devir şimdi yeşil gözlerini, at kahkahanı. ‘Düşmanın’ yenilgilere doymuyor.

Sahi be baba, bu düşman olayı da nereden çıktı. Kabul et, böyle bir şey söylemen senin gibi bir insana bile yakışmadı. Bütün yaptıklarına rağmen, bir gün bile sana saygısızlık etmeyen (tamam, bunun için gözle görülür bir çaba sarf ediyor olsam bile), ya da seni utandırmayan, ‘gurur duyulabilecek evlat’ kategorisindeki kızının çok gücüne gitti açıkçası. Neydi tam olarak söylediğin? ‘Senle ben artık düşmanız’ mıydı söylesene? Ha bir de şey vardı: ‘Yıllarca paramı yiyip, işler kötüye gidince batan gemiyi ilk terk eden fareler gibi terk ettiniz beni.’

Ödüllük adamsın be baba.

Dur sana bir sır vereyim. Çocuklar hayatta kalmak için babalarının paralarını kullanırlar. Normal babalar bunu görevleri olarak görürler.

Bir sır daha vereyim baba. Senden okul harçlığımı almaya her geldiğimde hani bana attığın ezici bakışlar vardı ya, sırf onlar için affedilmeyi hak etmiyorsun.

Hani ağabeyime de bana da her para verişinde, her kuruşun acısını bin kat çıkarıyordun ya; o verdiğin paralar okul masrafıydı, dershane masrafıydı, yemek paramızdı baba. Yani sen; çocuklarının yemek paralarının hesabını yapan, sonra bu hesabı soran, onları paranla satın alamayınca onları düşman belleyen, onlara kazık atan, sonra da terk edip giden onursuz bir adamsın.

Ve ben senin kanını taşıdığım için utanç içindeyim.

Ve ben bir zamanlar babasına aşık olan, onun peşinden her yere gidebilecek olan, hatta o yeşil boyalı binaya gidip O’na sarılan o küçük kızdan her zaman nefret edeceğim.
Ve sen, her zaman bana güvensizliği, haysiyetsizliği, maddeciliği, sevgisizliği, yalanı, terkleri, iki yüzlülüğü öğreten; kalbimdeki doldurulamaz boşluğu bırakan adam olarak kalacaksın.

Seni silip atamıyorum, senden sıyrılamıyorum.

Hiçbir zaman affedilmeyeceksin.

İmza, Kızın.

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s